Serenad

Zülfü Livaneli’ nin son romanı Serenad’ ı okumayı bitirdim.

Serenad’ ı duyunca aklıma ilk gelen Ahmet Muhip DRANAS’ ın şiiri oldu. Belki 20 sene olmuş okumayalı :

Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.

Şeffaf damlalarla titreyen, ağır
Koncanın altında bükülmüş her sak.
Seninçin dallardan süzülen ıtır,
Seninçin karanfil, yasemin zambak…

Bir kuş sesi gelir dudaklarından;
Gözlerin, gönlümde açan nergisler.
Düşen öpüşlerdir dudaklarından
Mor akasyalarda ürperen seher.

Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıkla dolacak kalbimin içi.
Geçiyorum mevsim gibi kapından
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Livaneli’ nin yazdıklarını hep çok samimi ve ince bulurdum, ama çok daha iyi yazarların yazılarını okuyunca, Livaneli biraz çırak gelirdi. Koparılan onca tantana kitabı okuma isteğimi azalttı. (Hep böyle oluyor, ne zaman çoğunluk bir şeyleri aşırı beğense, o şeye karşı gayri ihtiyari uzak duruyorum). Kitabı satın aldım ama bir seneden önce okumayı düşünmüyordum. Uykumun kaçtığı bir gece elime aldım, ilk 200 sayfayı zorla okudum. Konu bir türlü kurulamıyor, hikaye oturamıyor, parçalar birleşemiyor; sanki bir barajın arkasında biriktikçe birikiyor gibiydi.

Sonra, sanki barajın kapakları patlamış gibi asıl hikaye dökülmeye başladı. Bir sürü insan farklı farklı sebeplerle sevmiştir kitabı, eminim. Benim okuduğum ise muhteşem bir aşkın hikayesi idi. Nefis kurgulanmış bir romanı, daha sonra bir kez daha okumak üzere kitaplığa kaldırdım.

Bu kitabın üzerine Schubert’ in Serenad’ ını dinlememek olmazdı :

Schubert – Serenade

yorumlar kapalıdır.