The Notebook

Hayatımda yeterince dram olduğu için sanırım; ağdalı, salya sümük ağlamalı dramları izlerken sıkılıp vazgeçtiğim çok olmuştu. Bu sefer de öyle olacağını korkarak kıramadığım birisi ile izlemeye başladım The Notebook‘ u. Ne yönetmeni, ne de orijinal romanın yazarı hakkında olumlu ya da olumsuz bir önyargım olmadan izledim filmi.

Başlangıçta hikaye klişe idi. Türk filmlerinde yüzlerce örneği olan zengin kız, fakir ama gururlu erkek, imkansız aşk, sadakat, aşk her zaman kazanır… Bunların izleyicisi her zaman var, mutlaka filmi böyle izleyip beğenenler de çıkmıştır. Ama filmden benim aklımda kalanlar muhteşem bir manzara (meren’ in new orleans‘ına benzer), alzheimer‘ ın bana hatırlattığı üzücü hatıralar ve şu aşağıdaki gibi muhteşem replikler :

-nasıl gidiyor harry?
-ölmeye çalışıyorum ama bir türlü bırakmıyorlar..

***

-kahvaltı yapmak ister misin?
-baba iyi de saat 22.00
-saatin kahvaltıyla ne ilgisi var?

***

Bir gün yeniden izlenecekler listesine eklenen bir film daha.

yorumlar kapalıdır.